wamedeusm

29/4/2007 - YARATILIŞÇILARA YANITLAR 2

Harun Yahya'nın 20 Soruda Evrim Teorisinin Çöküşü kitabını incelemeye devam ediyorum. Bu yazımda kitabın 2. bölümündeki birçok yanlışa değineceğim. Sözü uzatmadan hemen kitaptan alıntı yapmaya başlıyorum. Bölümün adı "Evrim Teorisinin çürütülmesi Yaratılışın doğruluğunundasıl gösterir?". Bölümün hemen başında HY şöyle demiş:
Canlılığın yeryüzünde nasıl ortaya çıktığı sorusunu sorduğumuzda, karşımıza iki farklı cevap çıkar:

- Bu cevaplardan birincisi, canlıların evrim yoluyla ortaya çıktıklarıdır. Bu iddiayı savunan evrim teorisine göre canlılık tesadüflerle ortaya çıkan bir ilk hücreyle başlamıştır. Bu canlı hücre de yine tesadüfler sonucunda gelişip evrimleşmiş ve çeşitlenerek dünya üzerindeki milyonlarca farklı türü oluşturmuştur.

- İkinci cevap ise "Yaratılış"tır: Bütün canlılar tüm evrene hakim olan bir Yaratıcı'nın yaratmasıyla var olmuşlardır. Hiçbir şekilde tesadüfle meydana gelmesi mümkün olmayan canlılık ve milyonlarca canlı türü, ilk yaratıldıklarında da bugünkü gibi eksiksiz, kusursuz ve üstün bir tasarıma sahiplerdi. En basit gibi görünen canlı türlerinin dahi, kendi kendine, doğal şartlarla ve rastlantılarla oluşamayacak derecede kompleks yapı ve sistemlere sahip olması, bunun açık bir kanıtıdır.

Bu iki seçenek dışında, canlılığın nasıl ortaya çıktığı konusunda bugün ortaya konabilecek üçüncü bir iddia, bir teori hatta herhangi bir varsayım bile yoktur. Mantık kurallarına göre cevabı iki seçenekli bir sorunun cevap seçeneklerinden birinin kesin yanlış olduğu ortaya konursa, diğer seçeneğin kesin doğru olduğu da anlaşılır. En temel mantık kurallarından biri olan bu kurala "ayrık çıkarım" (modus tolendo ponens) adı verilir. <******>

Yani eğer yeryüzündeki canlı türlerinin, evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüflerle evrimleşerek ortaya çıkmadığı ispatlanırsa, bu durum canlıların bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını kesin olarak ispatlar. Evrim teorisini savunan bilim adamları da "üçüncü bir alternatif" olmadığını kabul ederler. Bunlardan biri olan Douglas Futuyma bunu şu sözleriyle ifade etmektedir:

Canlılar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıkmışlardır ya da kendilerinden önce var olan bazı canlı türlerinden evrimleşerek meydana gelmişlerdir. Eğer eksiksiz ve mükemmel biçimde ortaya çıkmışlarsa, o halde üstün bir akıl tarafından yaratılmış olmaları gerekir.
Burda yazılanların neredeyse tamamı yanlış diyebilirim. Sadece yaratılışın tanımını yaparken kullandığı "bütün canlılar tüm evrene hakim olan bir Yaratıcı'nın yaratmasıyla var olmuşlardır" cümlesi doğru gibi gözüküyor. Diğerlerinin tamamı yanlış. Neden yanlış olduklarını da açıklayacağım. İlk olarak HY'nin dediği gibi yeryüzünde yaşamın canlılığın ortaya çıkışını açıklayan iki cevap yoktur. Sadece cansız maddelerin canlılığı oluşturduğunu açıklamaya çalışan farklı birçok hipotez vardır. Eğer bunların tamamını tek bir görüş olarak abiyogenez başlığı altında toplasak bile toplam cevap sayısı iki olmaz. Çünkü abiyogenez ve yaratılış dışında panspermia (veya ekzogenez) ve yönlendirilmiş panspermia ve diye iki görüş daha vardır. Panspermia veya ekzogenez yaşamın uzayda bir yerde ortaya çıkıp daha sonra Dünya'ya gelmiş olduğunu ve yeryüzünde yaşamın böyle başlamış olduğunu ileri sürerken, yönlendirilmiş panspermia dünya dışı gelişmiş bir medeniyetin yeryüzündeki yaşamın başlamasına sebep olduğunu ileri sürmektedir.

Yani HY'nın söylediği gibi ortada ne iki cevap var ne de bu iki cevaptan biri evrim teorisi. HY evrim teorisinin yaşamın başlangıcıyla ilgili birşeyler söylediğini sandığı için veya okuyucularının böyle düşünmesini istediği için hep aynı yanlışı yapıp duruyor. Zaten bir önceki yazımda da bu konuya değinmiştim. <******>

HY daha sonra mantık kurallarından bahsetmeye başlamış ve çok fena şekilde çuvallamış. Cevabı iki seçenekli bir soru olduğunu söylüyor ama yukarda da anlattığım gibi sorunun sadece iki cevabı yok. İki cevabı bile olsa bu iki cevaptan birinin kesin doğru olduğu anlamına da gelmez. Bir sorunun cevabı olarak ortaya koyulan tezlerin birinin kesinlikle doğru olduğunu kim iddia edebilir? İnsanların tüm sorulara doğru cevapları bulabileceğini kim iddia edebilir? Yani elimizde bir soru varsa ve bazı insanlar bu sorunu açıklayan bazı cevaplar ortaya koymuşsa bunların birinin kesin doğru olup olmadığını bilemeyiz. Belki doğru cevap kimse tarafından ortaya konulamamıştır. Bilimde HY belirttiği gibi bir mantık süzgeci yoktur. Ortada iki cevap varsa biri yanlışsa diğerinin doğru olduğu sonucu ortaya çıkmaz. Bilim mantık ilkelerinin bu kadar kesin işleyebileceği birşey değildir. Çünkü bilimde mantıkta olduğu gibi kesin, mutlak doğrular yoktur. Bilimde mantık ve matematikteki gibi siyah ve beyazlar yoktur, aralarda griler de vardır. Yani evrim yanlışsa, yaratılış doğrudur gibi bir çıkarım kesinlikle yapılamaz, kaldı ki evrimin yanlışlığını gösteren deliller de yoktur hatta tam tersine doğruluğunu gösteren birçok delil vardır. Birçok bilim dalında elde edilen veriler canlılarda hep evrimsel bir gelişime işaret etmektedir.

Ayrıca mantığın en temel kurallarından biridir diyerek verdiği modus tolendo ponens ilkesini de yanlış açıklamış. Aslında çok gerekli değil ama onun da doğrusu açıklayayım. Modus tolendo ponens ilkesi kısaca şöyle açıklanabilir: Eğer (B değilse) ve (eğer A ise B) ise A değildir. Yani daha açık olmak gerekirse: Eğer A olunca B oluyorsa ve B olmamışsa A da olmamıştır. Görüldüğü gibi bunun HY'nin me anlattığı olayla ve ne de verdiği tanımla alakası yok.

Alıntının sonunda kullanılan Futuyma'nın sözü ise çok açık. Futuyma'nın da dediği gibi eğer canlılar bir anda eksiksiz olarak ortaya çıkmışsa bu canlılar evrimin sonucu olarak ortaya çıkmış olamaz. Ama Futuyma bunları söylediği kitabında ( <******>Science on Trial: The Case for Evolution, 1983) birçok yerde fosillerin böyle bir aniden oluşumu göstermediğini ve birçok geçiş canlısına ait fosiller bulunduğunu söylüyor.

HY yalanlarına şöyle devam etmiş:
Evrimci Futuyma'nın bu sözlerinin cevabını fosil bilimi verir. Fosil bilimi (paleontoloji) tüm canlı gruplarının farklı zamanlarda, birdenbire ve mükemmel biçimleriyle yeryüzü sahnesine çıktıklarını göstermektedir.

Yüzyılı aşkın bir süredir sürdürülen arkeolojik kazılarda ve araştırmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canlıların yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya çıktıklarını, yani "yaratıldıklarını" göstermiştir. Bakteriler, omurgasız deniz canlıları, balıklar, yumuşakçalar, eklembacaklılar, amfibiyenler, sürüngenler, kuşlar veya memeliler aniden, kompleks organ ve sistemleriyle yeryüzünde belirmişlerdir. Aralarında birbirine sözde bir geçiş olduğunu gösteren fosiller de yoktur. Fosil bilimi de diğer bilim dallarının verdiği mesajı vermektedir: Canlılar evrimleşmemişler, yaratılmışlardır. Sonuçta evrimciler, gerçek dışı teorilerini kanıtlamaya çalışırken, kendi elleriyle yaratılış gerçeğinin delillerini ortaya çıkarmışlardır.
Aslında yukarda da belirttiğim gibi evrimsel biyoloji profesörü olan Douglas Futuyma bu soruya kendi cevap veriyor ama bu cevaplar HY'nin hoşuna gitmediği için, HY bu sorulara paleontoloji bilimi cevap veriyor diyerek hiçbir bilimsel kaynağa dayanmayan kendi düşüncelerini sıralamaya başlıyor. HY'nin yukarda yazdıklarının tamamı bilimsel olarak ihçbir şey ifade etmiyor, kafasına göre atıp tutuyor. Bu canlıların hepsine ait birçok geçiş türleri vardır ve bunların fosilleri bulunmuştur. Bir önceki yazımda da buna değinmiştim ama bununla ilgili bilimsel kaynak vermemiştim. Şimdi geçiş fosilleriyle ilgili birkaç link vermek istiyorum. İsteyenler oturur zamanını harcar ve geçiş türleriyle ilgili birçok şey öğrenebilir. Yani olay öyle HY'nin "bunların hepsi aniden oluşmuştur" diyerek kesip attığı gibi değildir. Konuyla ilgilenen ve öğrenmek isteyenler için birkaç link vereceğim: 1. <******>Transitional Vertebrate Fossils FAQ, 2. Transitional Fossils FAQ , 3. Taxonomy, Transitional Forms, and the Fossil Record, 4. Evolution Explains Life, So God Isn't Needed.

Şimdi HY'nin neler söylediğini incelemeye devam edelim. Kamriyen devri ve bu dönemdeki fosillerle ilgili şunları söylemiş:
Kesinlikle hayır. Aksine, hayvanlar, ilk ortaya çıktıkları dönemden itibaren çok farklı ve kompleks yapılara sahiptirler. Bugün bilinen tüm hayvan filumları, yeryüzünde aynı anda, Kambriyen devri olarak bilinen jeolojik dönemde ortaya çıkmışlardır. Kambriyen devri, yaşı 530-520 milyon yıl olarak hesaplanan 10 milyon yıllık bir jeolojik dönemdir. Bu devirden önceki fosil kayıtlarında, tek hücreli canlılar ve çok basit birkaç çok hücreli dışında hiçbir canlının izine rastlanmaz. Kambriyen devri gibi son derece kısa bir dönem içinde ise (10 milyon yıl, jeolojik anlamda çok kısa bir zaman dilimidir) bütün hayvan filumları, tek bir eksik bile olmadan bir anda ortaya çıkmışlardır!
Maalesef yine yukarda yazıların tamamı yanlış. İlk olarak fossiller bize hayvanların ilk ortaya çıktığı zamanı değil fosilleşebilen ilk hayvanların ortaya çıktığı zamanı yaklaşık olarak verir. Yani yeryüzündeki ilk hayvanlar Kambriyen döneminde fosilleri bulunanlar değildir. Yani hem Kambriyen öncesi döneme ait hayvan izleri vardır hem de HY'nın dediği gibi "bugün bilinen tüm hayvan filumları" Kambriyen döneminde ortaya çıkmamıştır. Glenn R. Morton'un " <******>Phylum Level Evolution" (Filum Seviyesi Evrim) başlıklı makalesinde belirtildiği gibi Kambriyen öncesi dönemde 4 filum, Kambriyen döneminde 9 filum, daha sonraki dönemlerde ise 30 civarında filum ortaya çıkmıştır. Yani HY'nin söylediği gibi tüm filumların Kamriyen döneminde ortaya çıkması gibi bir durum söz konusu değil. Ayrıca Kamriyen dönemi 530-520 milyon yıl önceki 10 yıllık bir bölüm değildir. Görece oldukça uzun bir dönemi kapsar, 490-543 milyon yıl öncesi aralığıdır. Ayrıca son 10000 yıllık dönemi kapsayan Holosen döneminde 12 filum ortaya çıkmıştır. Yani Kambriyen döneme göre hem daha kısa hem de daha fazla yeni vücut planları ortaya çıkan bir dönemde yaşamaktayız.

Görüldüğü gibi HY bilinen tüm filumların eksiksiz olarak Kambriyen döneminde ortaya çıktığını söylerken büyük bir yanlışlık yapıyor. Kambriyen döneminde yaklaşık 45 filumun sadece 9 tanesi görülmektedir. Ayrıca Kambriyen öncesi dönemlerde de 4 filuma ait fosil izleri bulunmuştur. Yani Kambriyen dönemde ne filumlar ilk olarak ortaya çıkmıştır ne de tüm filumlar ortaya çıkmıştır.

HY'nin yazısındaki diğer yanlışları incelemeye devam edelim. 2. bölümün sonunda HY şöyle demiş:
Darwinizm'in dünya çapındaki en önemli eleştirmenlerinden biri olan Berkeley Üniversitesi profesörü Philip Johnson, paleontolojinin ortaya koyduğu bu gerçeğin, Darwinizm'le olan açık çelişkisini şöyle açıklamaktadır:

Darwinist teori, canlılığın bir tür "giderek genişleyen bir farklılık üçgeni" içinde geliştiğini öngörür. Buna göre canlılık, ilk canlı organizmadan ya da ilk havyan türünden başlayarak, giderek farklılaşmış ve biyolojik sınıflandırmanın daha yüksek kategorilerini oluşturmuş olmalıdır. Ama hayvan fosilleri bizlere bu üçgenin gerçekte başaşağı durduğunu göstermektedir: Filumlar henüz ilk anda hep birlikte vardır, sonra giderek sayıları azalır.
<******>
Philip Johnson'ın belirttiği gibi, filumların kademeli olarak oluşması bir yana, tüm filumlar bir anda var olmuşlar, hatta ilerleyen dönemlerde bazılarının soyu tükenmiştir. Çok farklı canlıların bir anda ve kusursuz şekilde ortaya çıkmalarının anlamı ise, evrimci Futuyma'nın da kabul ettiği gibi, yaratılıştır.

Görüldüğü gibi eldeki bütün bilimsel bulgular evrim teorisinin iddialarını geçersiz kılmakta ve yaratılış gerçeğini gözler önüne sermektedir.
HY nedense Phillip E. Johnson'ın ne profesörü olduğunu söylememiş. Aslında konuyla ilgili olanlar bunun sebebini hemen anlıyor ama bilmeyenler için söylemek lazım. Phillip Johnson hukuk profesörüdür ve akademik anlamda biyolojiyle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi yoktur. Ayrıca Phillip Johnson, HY'nin şiddetle karşı çıktığı ve bir saptırmacadan başka birşey olmadığını söylediği Akıllı Tasarım hareketinin lideri konumundadır. Bunları bir kenara bırakıp Phillip Johnson'ın yukardaki sözlerine bakacak olursak zaten biyoloji ve paleontoloji ile pek bir ilgisi olmadığını açıkça görürüz. Tüm filumların bir anda oluştuğu ve daha sonra yok olmaya başladıkları tamamen cahilce bir yaklaşımdır. Bazı filumların yok olduğu doğrudur ama yukarda da açıkladığım gibi Kambriyen döneminden sonraki dönemler de 30 civarında yeni filum ortaya çıkmış ve özellikle de son 10000 yıl içinde 12 yeni filum oluşmuştur. Yani tüm filumların en başta birlikte oluştuğu ve sayılarının giderek azaldığı tamamen gerçek dışı bir iddiadır.

Bu arada Kambriyen döneminde artan filum sayısını sebeplerini açıklamak için bazı tezler öne sürülmüştür. Bunlarla ilgili olarak Bilim ve Din blogu sahibi Da Vinci'nin Ana Fikir sitesinde yapmış olduğu yorumlardan birinde söylemiş olduklarını aynen alıyorum: <******>
Kambriyen döneminde iskeletli ve sert kabuklu canlıların fosillerinin ortaya çıktığı görülüyor. Yukarda adresini verdiğim yazıda [burada Glenn R. Morton'un " Phylum Level Evolution" (Filum Seviyesi Evrim) başlıklı makalesini kastediyor] bunun sebepleriyle ilgili teorilere de yer veriliyor. İskelet yapısının ilk oluşumu ve kabukların oluşumunun sebepleri açıklanmaya çalışılıyor. "Detoksifikasyon teorisi", "Biyomekanik hareket teorisi", "Yırtıcılık teorisi", "Biyocoğrafya teorisi" gibi bazı teoriler bunun sebeplerini ortaya koymaya çalışıyor. Yani ortada açıklanamayan birşey yok. Ama bunların hangisi doğrudur veya her hangi biri kesin doğrumudur bilemeyiz. Ama olası senaryolar var ve hepsi mantık dahilindedir ve eldeki bilimsel kanıtlara dayanmaktadır.
Yani sonuç olarak HY'nin ortaya koyduğu iddiaların çoğunluğunun bilimsel olarak hiçbir şey ifade etmeyen gerçek dışı iddialar olduklarını görüyoruz. İddialarının hiçbiri bilimsel verilere dayanmıyor. Sadece dini inançları gereği bilimsel gerçeklere gözlerini kapayan Amerikalı yaratılışçıların eserlerinden esinlenerek onların ayak izlerini takip ediyor. Bu tip sözde bilimciler her zaman hakettikleri cevabı almıştır ve alacaktır.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/4/2007 - YARATILIŞÇILARA YANITLAR 1

Harun Yahya'nın 20 Soruda Evrim Teorisinin Çöküşü aldı kitabı bilim dışı iddialarla, yalanlarla dolu tam bir rezillik abidesidir. Konuyu bilen, evrimle ilgili bilgisi olan biri bu kitabı ancak gülmek için okuyabilir. Kitap baştan sonu o kadar açık yalanlar ve yanlış bilgilerle dolu ki bir insan nasıl bu kadar açık seçik yalan söyleyebiliyor; hiç mi şerefi, haysiyeti, onuru yok diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Heralde insanları kandırarak, evrimin gerçekten bilimsel olarak çöktüğü yalanını halk arasında kabul görmüş bir görüş olarak yayma isteği o kadar büyük ki şeref, haysiyet ve onur gibi değerleri bir çırpıda çöpe atmış bu kitabın yazarı. Bu kitaptaki tonlarca yalanı ortaya koymaya çalışacağım. Bu yazıda kitabın birinci bölümü olan "Evrim Teorisi neden bilimsel ve geçerli bir teori değildir?" bölümündeki yanlışlıkları teker teker inceleyeceğim. Ama en başta bu adamın ne kadar utanmaz biri olduğunu göstermek için kitabındaki bir bölümü göstermek istiyorum. Kitabın 13. sayfasında şöyle demiş:
Evrimcilerin desteksiz varsayımlar, taraflı, gerçek dışı yorumlar, çarpıtmalar, aldatmacalar, hayali çizimler, psikolojik telkin yöntemleri, sayısız sahtekarlık ve göz boyama tekniklerinden başka bir dayanakları yoktur.
Bunu cümleyi düzeltmek için yapmamız gereken tek şey cümlenin ilk kelimesinde "evrimciler" yerine "yaratılışçılar" kullanmaktır. Çünkü yaratılışçıların iddialarını desteklemek için kullanabilecekleri tek bir bilimsel bilgi yoktur. Bir de hangi yüzle kalkmış evrimciler sahtekarlık yapıyor diyor anlamak mümkün değil.

Şimdi kitaptan bazı alıntılar yaparak bilim ve gerçek dışı noktaları belirtmek istiyorum. Harun Yahya (HY) şöyle demiş: <******>
Bugün biyoloji, paleontoloji, genetik, biyokimya, mikrobiyoloji gibi bilim dalları, canlılığın hiçbir şekilde tesadüfler ve doğa şartları sonucunda kendiliğinden meydana gelemeyeceğini kanıtlamıştır. Canlı hücresi, bilim dünyasının ortak kanaatiyle, insanoğlunun bugüne kadar karşılaştığı en kompleks yapı ünvanını korumaktadır. Modern bilim, tek bir canlı hücresinin dahi büyük bir şehirden çok daha kompleks bir yapıya ve içiçe geçmiş olağanüstü sistemlere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Böyle kompleks bir yapı, ancak bütün parçaları aynı anda ve eksiksiz olarak ortaya çıktığında işlev görebilir. Yoksa hiçbir işe yaramaz, zaman içinde dağılır, parçalanır ve yok olur. Evrim teorisinin iddia ettiği gibi milyonlarca sene diğer parçalarının "tesadüflerle" oluşmasını bekleyemez. Dolayısıyla sadece tek bir hücrenin kompleks yaratılışı dahi, Allah'ın canlılığı yoktan varettiğini açıkça göstermektedir.
Canlılığın kendiliğinden oluşması ile evrim teorisinin bir ilişkisi yoktur. Evrim teorisi türleşmenin nasıl oluştuğuyla ilgilenir. Canlılığın nasıl oluştuğu hala belirsizliğini koruyan bir konudur ama bilim dünyasındaki baskın görüş abiyogenezdir. Yani canlıların cansız maddelerden oluştuğu görüşü. Ama bunun nasıl olduğuyla ilgili farklı görüşler mevcuttur, değişik hipotezler vardır. Bunların evrim teorisiyle ilgisi yoktur. Evrim teorisi canlılığın oluşumundan sonraki kısım ile ilgilnir ve bunlarla ilgili tezler ortaya atar. Zaten ancak canlılar evrim geçirebilir tersini düşünmenin de mümkün olmadığını düşünüyorum. Kısaca evrim teorisine HY'nın burdaki iddiasıyla saldırmak cahilce bir yaklaşımdır. Ayrıca burdaki iddiası da doğru değildir. Yaşamın doğal koşullarla kendiliğinden oluşması, yaratılışçıların yaptıkları cahilce istatistik hesaplamalarından çıkan sonuçlar gibi olanaksız değildir tam tersine oldukça muhtemeldir (Musgrave 1998). Yaratılışçıların düşünmek istedikleri gibi hiç yoktan tamamen tesadüf ve şans eseri bir hücre elbette meydana gelmemiştir. Burda kademe kademe bir ilerleme ve en sonunda bugünkü bildiğimiz anlamda prokaryot bir hücrenin oluşumu söz konusudur. Yoksa yaratılışçıların saptırmaya çalıştığı gibi bir durum yoktur. Ortada sadece elementler veya ufak moleküller varken bunlar bir anda şans eseri birleşerek hücre oluşturmuştur diye bir görüş veya iddia yok. Kısaca yaratılışçılar konunun temeline inmeyip konuyla alakalı fazla bilgisi olmayan insanları bu tip saptırmalarla kandırıyorlar. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak isteyenlerin <******>Ian Musgrave'in yazısını okuması faydalı olacaktır.

Başka bir alıntıya daha bakalım:
Oysa ilk canlı hücresinin, hatta bu hücrenin içindeki milyonlarca protein molekülünden tek bir tanesinin dahi kendiliğinden oluşmasının imkansız olduğu, akıl ve mantığın yanı sıra, ihtimal hesaplarıyla matematiksel olarak da kanıtlanmıştır. Yani evrim teorisi daha ilk aşamada, ilk canlı hücrenin varoluşunu açıklama aşamasında çökmüştür.
Aslında yukarda bu konuya değinmiştim. Bir hücrenin veya proteinin bir anda şans eseri oluştuğunu kimse iddia etmiyor. Ama yaratılışçılar her zaman için bu tip aslında var olmayan düşünceleri varmış gibi gösterip bunları sözde çürüterek evrimi çürüttüklerini iddia ediyorlar. Bu konu için yukarda linkini vermiş olduğum yazının oldukça faydalı olduğunu düşünüyorum.

Başka bir alıntı daha:
Uzun yıllar evrim teorisine inanan Nobel ödüllü bilim adamı Francis Crick bile DNA'yı keşfettikten sonra, yaşamın kaynağının rastlantı ve tesadüfler olamayacağını şöyle itiraf etmek zorunda kalmıştır:

Darwin'in teorisinin bilim dünyasına hakim olmasından bu yana, paleontoloji (fosil bilimi) bu teori temel alınarak yürütülmektedir. Ancak buna rağmen dünyanın pek çok farklı bölgesinde yapılan fosil kazıları, teoriyi destekleyen değil, çürüten sonuçlar vermiştir. Fosiller, farklı canlı gruplarının yeryüzünde özgün yapılarıyla aniden ortaya çıktıklarını, yani yaratıldıklarını göstermektedir.

Bugünkü mevcut bilgilerin ışığında dürüst bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayatın kökeni mucizevi bir şekilde ortaya çıkmıştır.1

...

1. Francis Crick, Life Itself: It's Origin and Nature, New York, Simon & Schuster, 1981, s. 88
Burda çok açık bir aldatmaca var. Francis Crick kitabında "directed panspermia" yani "yönlendirilmiş panspermia" tezini anlatmaktadır. Yani Dünyadaki yaşamın uzaylılar tarafından bilinçli olarak Dünya'ya getirilmiş olabileceğinden bahsetmektedir. Ama Crick aynı zamanda kitabında abiyogenezin de Dünyadaki yaşamın başlangıcını oluşturmuş olabileceğini söylemektedir. Ama burda gözden kaçmaması gereken konu bunların evrim teorisiyle veya evrim düşüncesiyle ilgisi olmadığıdır. Crick evrim teorisinin doğruluğunu savunmaktaydı. Yani HY'nin söylediği gibi eskiden evrim teorisini kabul edip DNA'nın yapısını görünce imana gelmek gibi hayali bir durum söz konusu değildir. Tekrar söylüyorum yaşamın başlangıcı ile evrim çok farklı konulardır. <******>

Başka bir alıntı daha:
Evrim teorisinin bir diğer büyük hezimeti de fosil kayıtlarındadır. Yıllar süren arkeolojik çalışmalarda bulunan fosiller arasında, evrim teorisinin öne sürdüğü gibi, canlıların basit türlerden kompleks türlere kademe kademe evrimleştiğini göstermesi gereken ara geçiş formlarına bir türlü rastlanamamıştır. Eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışsa bunların sayılarının ve çeşitlerinin sayılamayacak kadar çok olması gerekir. Daha da önemlisi, bu ucube canlıların kalıntılarına mutlaka fosil kayıtlarında rastlanması gerekir. Çünkü bu ara geçiş formları gerçekten var olmuş olsa, bunların sayısı bugün bildiğimiz hayvan türlerinden bile fazla olmalı ve dünyanın dört bir yanı fosilleşmiş ara geçiş formu kalıntılarıyla dolup taşmalıdır. Evrimciler 19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında yaptıkları hummalı fosil araştırmalarında bu ara geçiş formlarını aramaktadırlar. Oysa, 150 yıla yakın bir süredir büyük bir hırsla aranan bu ara geçiş formlarından eser yoktur.

Kısacası fosil kayıtları da canlı türlerinin, evrimin iddia ettiği gibi ilkelden gelişmişe doğru bir süreç izlediğini değil, bir anda ve en mükemmel halde ortaya çıktıklarını göstermektedir.

HY yine burda ardı ardına inanılmaz yalanlar sıralamış. Geçiş türleri bulunmadığı koca bir yalandır ve tüm yaratılışçılar bu yalanı sıkılmadan söylerler. Hatta en bariz geçiş türlerinden biri olan Archaeopteryx'in sürüngenler ile kuşlar arasında bir tür olduğunu kabul etmeyip birçok kuş ve sürüngen özelliği taşıyan bu türün normal bir kuş olduğunu iddia edebiliyorlar. Ama 2005 yılında bulunan ve şimdiye kadar bulunmuş Archaeopteryx fosilleri içinde en iyi korunmuş olan fosil sayesinde daha önceki fosillerle elde edilemeyen bilgilere ulaşılmıştır. Bu fosil sayesinde kuşların ayaklarındaki ağaç dallarına tutunmaya yarayan ters yönlü parmağın, Archaeopteryx'te olmadığı anlaşılmıştır (Mayr 2005). Ayrıca kemik yapısının da uçamayan theropod dinozorlarla büyük benzerlik taşıdığı görülmektedir. Yani kuşların theropod dinozor kökenine dair düşünce bu son fosille daha da güçlenmiştir. <******>

Balıkların amfibiyanlara, amfibiyanların sürüngenlere, sürüngenlerin kuşlara ve memelilere evrimine dair geçiş türlerine ait fosiller bulunmuştur. Ama yaratılışçılar bu fosilleri her zaman görmezden gelmekte ve hepsine bahaneler bulmaktadır. Yukarda anlattığım gibi en bariz geçiş türlerinden biri olan Archaeopteryx'i bile kabul etmemek için kırk takla atan yaratılışçıların diğer fosillere bahaneler üretmekte zorlanmadığını tahmin ediyorsunuzdur heralde. Eğer diğer geçiş türleri hakkında bilgi edinmek istiyorsanız bu sayfayı inceleyebilirsiniz. Daha da ayrıntılı bilgi edinmek istiyorsanız internette aramaya yaparak geçiş fosilleriyle ilgili birçok kaynağa ulaşabilirsiniz.

Kitabın ilk bölümüdeki iddiaları böylece cevaplamış olduk. Aslında bunlara iddia demek pek doğru olmaz. Çoğu yanlış bilgi ve aldatmaya yönelik kasıtlı yalanlar olarak görülüyor. Bunların içinde ciddi bilimsel bir iddia yoktu maalesef. Kitabın ileriki bölümlerinde bilimsel iddialarla karşılaşmayı umuyorum ama bu konuda pek de umutlu değilim çünkü HY ve onun gibilerin nasıl çalıştıklarını ve amaçlarını çok iyi biliyorum. İnsanlara gerçekleri söyleyemezler çünkü insanların gerçekleri öğrenmesi işlerine gelmez. İnsanları hep kandırmak zorundalar, aksi taktirde kendi varlık amaçlarına aykırı hareket etmiş olurlar. Kısacası gerçeklerin açık seçik ortaya koyulması bu gibi "sözde bilimci" dincilerin sonunu getirecektir.

Kitabın diğer bölümlerinin incelemelerinde buluşmak üzere hoşçakalın.



Kaynakça:
Mayr, G., B. Pohl, D.S. Peters, 2005. "A well-preserved Archaeopteryx specimen with theropod features". Science 310: 1483-1486.
Musgrave I., 1998. "

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/11/2006 - evrim

Çok basit bazı sorular bile evrimi reddetmenin mantık ve sağduyuya değil, şartlanmaya dayalı bir eylem olduğunu göstermeye yeter..


1) Diyelim ki bir antropolog grubuyla birlikte bir kazıya katılıyorsunuz. Dağın başında biryerlerde, bir mağaranın içinde birtakım iskeletler buluyorsunuz. Fakat iskeletler insan iskeletine tam benzemiyor. Daha bir maymunumsu. Aynı zamanda da iskeletlerin yanında taştan delici ve kesici aletler ve ateş kalıntısı buluyorsunuz. Bu durumda ne düşünürsünüz?

a) Allah insan iskeletlerini zaman içinde deforme ediyor, daha bir maymuna benzetiyor

b) Birileri bütün antropoloji kazı sitelerine dadanıp, bilim adamlarıyla oyun oynamak için iskeletlerin yanına, daha kazı yapılmadan delici ve kesici aletler yerleştiriyor.

c) Böyle şeyler bulunduğunu bilmiyordum

d) İnsan daha ilkel türlerden evrimleşmiştir


2) Evinize böcekler dadanıyor ve gidip bir böcek ilacı alıyorsunuz. İlk seferinde ilaç işe yarıyor. Çoğu böceği öldürüyor. Görünürde böcek kalmıyor. Fakat zaman içinde evde tekrar aynı böceklerden türüyor. Tekrar gidip aynı ilacı alıyorsunuz, ama bu sefer ilacın geçen seferki kadar etkili olmadığını görüyorsunuz. Gidip başka marka bir ilaç alıp onu denemek zounda kalıyorsunuz. Bu durumda aşağıdakilerden hangisini düşünürsünüz?

a) Allah'ın bana garezi var, başıma ilaca dayanıklı böcekler sarıyor.

b) Bu ilaç güçsüz, işe yaramıyor. İlk seferinde böcekler eceliyle ölmüş olmalı.

c) Böcekler nefeslerini tutmayı öğrendiler herhalde.

d) Canlıların çevre koşullarına daha dayanıklı olanlarının hayatta kalip, diğerlerinin öldüğü ve bu yolla hayatta kalan canlıların genetik yapılarında zaman içinde değişiklikler meydana geldiği doğrudur.


3) Elinizdeki deney farelerinin kafesi yanlışlıkla açılıyor ve 6 tane beyaz, 6 tane siyah fare dışarı kaçarak binanın yanındaki tarlaya gizleniyor. Zamanla ürüyorlar ve tarlayı bir sürü beyaz ve siyah fare sarıyor. Farelerden bıkan tarla sahibi, savaşmak için tarlaya farelerle beslenen hayvanlar getiriyor (kedi, baykuş, vs). Aradan zaman geçiyor ve farelerin sayısı azalıyor. Fakat öyle ki, beyaz renkli fare kalmıyor tarlada. Kalan az sayıdaki farelerin hepsi siyah renkli. Bu durumda nasıl yorum yaparsınız?

a) Hayvanlar beyaz renkli farelerin tadını daha çok sevmiş olmalı.

b) Beyaz fareler daha aptal olduğu için kaçamayıp yakalanmış olmalılar.

c) Allah siyah fareleri daha çok seviyor.

d) Tarlanın zemini koyu renk toprak olduğu için beyaz fareler daha kolay göze batıyor ve avlanan hayvanlar onları daha kolay avlıyor. Dolayısıyla, çevre koşulları, doğal seçilim prensibi yüzünden canlıların genetik yapılarında zaman içinde değişikliklere sebep olur.


4) Çocuğunuz size neden coğu hayvanın bir başının ve dört ayağının olduğunu soruyor. Siz de böyle olmayan hayvanlar da olduğunu söylüyor ve örnekler veriyorsunuz (yılan, balık, vs). Sonra düşünüp bir farkediyorsunuz ki, karada yaşayan omurgalı hayvanların coğunun vücut yapısı aynı forma uyuyor. Bir baş, bir gövde ve 4 uzuv. Bunu çocuğunuz da farkediyor ve nedenini soruyor. Nasıl cevap verirsiniz?

a) Allah'ın yaratıcılığı kıttır oğlum. Aklına başka vücut biçimi gelmemiş.

b) Bu vücut şeklini çok sevmiş olmalı Allah. Bu şeklin onun için özel bir anlamı olmalı.

c) Daha başka nasıl olacak ki?

d) Bütün omurgalı hayvanlar bu iskelet formuna sahip bir ortak atadan türemiş olmalı.


5) Üniversitede biyolojiyi kazanıyor ve okumaya başlıyorsunuz. Zoolojiyi seçiyorsunuz ve zaman içinde ödevlerinizi hazırlarken üniversitenin kütüphanesinde, zooloji kitaplarında kaydedilmiş milyonlarca canlı isimlerini, latince adlarını ve iskelet yapılarını,vs. ödevleriniz gereği inceleyip görmek zorunda kalıyorsunuz. Öğreniyorsunuz ki, binlerce ara türe dair fosiller bulunmuş. (Dinazor ve kuş arası canlılar, hem balinaya, hem ayıya benzeyen canlılar, vs). Bunları nasıl yorumlarsınız?

a) Adi evrimciler, bütün üniversiteleri sarmışlar. Bütün kitapları bu yalanlarla doldurmuşlar.

b) Bilim adamlarının işi yokmuş, son 150 yıldır, fosilleri ve canlı türlerini sınıflandırırken, sırf yaratılışçılara uyuzluk olsun diye 10 binlerce sayfa uydurma bilgi koymuşlar literatürlere.

c) Allah bu. Yapar yapar. Allah yari dinozor, yari kus bir yaratik yapip, sonar bunun soyunu tukettiyse, bunu sorgulamak bizim haddimize mi?

d) Yoksa bu evrim doğru mu yahu?


6) Reagan döneminde Amerika'da yaratılışçılığı ders kitaplarına almak üzere hukuki savaş açan hristiyan cephenin çabalarıyla ve o konuda ABD':De o dönemde yapılan tartışmalarla ilgili bir yazı okuyorsunuz gazetede. O tartışmaya noktasını vuran olayın, Amerikan Bilimler Akademisinin (NAS) konunun uzmanı, tümü nobel ödüllü bilim adamlarının bir araya gelerek ortak çıkarttıkları bir bildiride (mahkemede bilirkişi raporu olarak da kabul edilmiş bir kitapçık bu), evrimi savunduklarını, konuda uzman bilim adamlarının bu konuda bir şüphelerinin bulunmadığını ve yaratılışçılığın bilimsel bir teori olmadığı için ders kitaplarına konulmamasi gerektiğini söylediklerini öğreniyorsunuz. Mahkemenin de bunun sonucunda hristiyan cephenin sözkonusu talebini reddettiğini öğreniyorsunuz. Bu bilgiyi nasıl yorumlarsınız?

a) Gavur memleketi bu, olur böyle şeyler.

b) Bilim adamlarının üniversitelerde beyni yıkanıyor.

c) Nobel ödülünü sadece dinsizlere veriyorlar.

d) Demek ki konunun asıl uzmanlarının evrimden şüphesi yok

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

deneme sürüm 1.0 alfa

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım

sendikal
davidov
biliminsani